Eşref-i Mahlukat

Allah şeref, izzet, hakikat gibi kavramları yaratmıştır. Öyleyse Allah bunlara idrakin ötesinde sahip olandır. Oysa bu kavramları idrak ettiğimizi düşünürüz kendimizce. Ve oysaki “hakikati”, bildiğimiz bilgi ölçüsünde idrak etmişizdir. Mutlak bir kavrayışı elde etmek mümkün olamaz. İdrak etsek biz, biz olmayız.

Varlığın en şereflisi, mutlak şeref sahibi olan Allah’a, yani şeref ve izzet kaynağına en yakın olan, varlık aleminde onu en çok anlatandır.

Allah varlık alemini yaratırken kudretine perde vesileler yaratmıştır. Bu perdeler mutlak ilme bilmemeklik (gayb) ile uzaklaşmış iradeler olmalı. Çünkü Allah Alim ve Hakim olandır. Yani O her şeyi bilir ve hikmet içerisinde yaratır.

Çünki insan mâlikin kemalâtına delalet eden âlemin hüsnünü görüyor; ve kendisine beşik olarak yaratılan Küre-i Arzda istediği gibi tasarruf eden bir halifedir. Hattâ sema-i dünyada dahi aklıyla çalışıyor ve küçüklüğüyle, za’fiyetiyle beraber hârika tasarrufat-ı acibesiyle eşref-i mahlukat unvanını almıştır. (Mesnevi-i Nuriye – 138)

insan, eşref-i mahlukat (yaratılanların en şereflisi) olarak unvan aldığı bildirilmiştir. Eğer insan eşref-i mahlukat unvanına sahip ise diğer yaratılanlar insandan daha çok perdeyle yaratılmıştır.

İnsanda çok özel bir cihaz emanettir. Bu cihaz O’nun kim olduğunu, neyi nasıl yaptığını anlayıp zatını tanımak için vardır. Bu emanet doğru kullanıldığında hakikati yansıtan aynaya dönüşüyor. Öyle ki varlık alemindeki her şeyden daha fazla yansıtabiliyor.

Tam tersi durumunda, yani emanet yanlış kullanıldığında, varlık aleminin yansıttığına gölge olur. Bu cihaz benliktir. Ve hakikati göstermede diğer yaratılanlardan daha karanlık ya da daha parlak olabilir.

Eşref-i mahlukat olan insan aczini ve fakrını idrak edip, yaratanın Allah olduğunu bilirse, kendi benliğini nefsin elinden kurtarıp, gerçek yaratan ile varlık alemi arasında karanlık perde olan benliğini aradan sıyırıp, sahibine teslim ederse, işte o zaman Allah insana gerçek yaratmanın (insanın dayanabileceği / kavrayabileceği seviyede) ne olduğunu gösterir.

c5puoq20160819135132

Yaratmaya bu seviyede şahit olmayı anlamak için şöyle bir ânı hayal edebiliriz: (Her şeyin iyisini Allah bilir.)

Yemyeşil, hiçbir hakikatin manipüle edilemediği, yalanın olamayacağı bir memlekette, kötülerin kötülüğü ancak gerçeği sahiplenip gizlemek şeklinde olmaktadır. İyi taraf böyle bir durumu fark etti. Kötüler kalesinde bir şeyler saklıyorlardı. Hakikatleri öğrenmek, onları almak için bir casus görevlendirildi. Kaledekiler fark etmeden kaleye gizlice sızarak aradığı kütüphaneyi buldu. Kütüphanelerin bu türünde raflar yok, masalar var; kitaplar yok masanın üzerinde yarısı masaya gömülü, yarısı dışarıda küreler vardı. Kürelerin içinde renk renk manzaraları vardı.

Adam önce beyaz, kış temalı olana dokundu.

Bir memlekette bir çocuk dünyaya geldi. Fakir bir ailenin çocuğu olarak çok zorluklar, sıkıntılar çekerek büyüdü; genç adam oldu. Türlü belalara göğüs gererken bir kızı sevip evlendi. Çocukları oldu. Kurak ve soğuk o memlekette, ocağı sönmesin diye geçim dertleriyle boğuştu, çalıştı. Çocuklarını büyütmek için uğraştı. Yaşlanıp öldüğünde kendini beyaz kış temalı kürenin önünde buldu.

Öyle şeyler öğrenmişti ki, bu bilgiler Allah’ı anlatan kalbi bilgilerdi. Kalbinde muazzam hakikatler uyanmıştı. Heyecanla önündeki masadaki diğer küreye dokundu. Bu küre bahar temalı yeşil manzaralı küreydi.

Mutlu bir yuvada bir çocuk dünyaya geldi. Çocuk büyüdü, evlendi. Mutlu bir yuvası, güzel çocukları oldu. O sıcacık yuvasında eğlenirken yaşlandı ve öldü. Öldüğünde yeşil kürenin önünde buldu kendini.

Yine muhteşem duygularla dolmuştu kalbi. İki kürede yaşadığı hallerin farkındalığı onda sürekli yeni farkındalıklar meydana getiriyordu. Bir aralık gözü masanın ayaklarına ilişti. Küreler, taş masaların dört ayağıyla kalenin altında bulunan, ruhu/bilinci ilgili zaman ve mekâna bağlayan bir tür evren bağlantı yada evren açma cihazıydı. Bunları düşününce hakiki değil, alt bir evrende yaşadığı düşüncesi oluştu. Çünkü ne kürelerdeki hayatlarında olduğu gibi hakiki hayatı keşfetmeye fırsat bulamadan öldüğü bir yerde yaşıyordu, nede geldiği yeri bilemediği, doğumla kapatılmış bir başlangıcı vardı. Başlangıç mı? Başlangıcı düşünmeye başladığı anda kendini gölgedeki derviş olarak oturur vaziyette buldu. Üzerinde hatırlayamayacağı kadar uzun bir hayatın yorgunluğu olan bir derviş. Derviş yeşil memleketten uyanışını düşünerek iç çeker. Artık uyanma zamanı gelmiştir. Evveli düşünürken hayattan hakikate uyanır.

Reklamlar

One thought on “Eşref-i Mahlukat”

  1. Emir beyin yazılarının devamı ne zaman gelecek acaba? Fikirlerinden istifade etmek için bekliyoruz. İyi çalışmalar.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s