MİTOLOJİ – 3

Mitolojiden bahsedildiğinde karşımıza iki farklı kavram çıkmakta. Bunlar gerçek öyküler ve yalancı öykülerdir. Gerçek öykülerden kastedilen mitlerin bizzat kendisidir zira mitin yaşanmakta olduğu toplumlar mitte geçen olayları gerçek kabul ediyorlardı.

Kızılderili Pawneeler gerçek öyküler ile yalancı öyküleri birbirinden ayırırlar. Gerçek öykülerde dünyanın kökeni ile alakalı olanların tümünü en başa koyarlar. Bu öyküdeki kişiler tanrısal, doğaüstü, göklerle yada yıldızlarla ilgili varlıklardır. Bu öykülerin ardından ulusal kahramanın olağanüstü serüvenlerini anlatan öyküler gelmektedir. Bu masalları da sihirbaz-hekimlerle ilgili öyküler izler. Bir büyücünün insanüstü güçleri nasıl elde ettiğini yahut bir sihirbaz/şaman topluluğunun nasıl doğduğunu anlatır.

Burada durarak gerçek öykülerin tanımında geçenleri örneklendirmek istiyoruz. Dünyanın kökeniyle ilgili mitlerden olan Fin halk destanı Kalevala’da yaşlı Vainamöinen’in yaralanması sonucu bir anlatısı şöyledir.

“ Ulu yaratıcı Ukko kara ve suyu birbirinden ayırdı ve toprağı deniz olan bölgelerde ortaya çıkardı ama o dönemde demir henüz doğmamıştı” 

Burada bir kozmogoni miti anlatılmakta ve gök ile yerin birbirinden ayrıldığından bahsedilmekte. Kozmogoni mitinin yani gök ve yerin ayrılışının anlatımı bir çok mitte de geçmektedir. Gök ve yer ayrımı dediğimizde ise Kur’an-ı Kerim’deki

“İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?” Enbiya -30 

Ayetini akla getirmekte. Ayette bir kozmogoni anlatısı vardır. Buna ek olarak yukarıdaki anlatıda demirin henüz doğmadığından da bahsedilmektedir. Burada tekrardan bir ayete başvurma ihtiyacı hissetmekteyiz.

“ Celâlim hakkı için biz Resullerimizi beyyinelerle gönderdik ve beraberlerinde kitab ve miyzân indirdik ki insanlar adaletle tutunsunlar, bir de demiri indirdik, onda hem çetin bir sertlik hem de insanlar için bir çok menfeatler vardır ve çünki Allah kendisine ve resullerine gıyabında yardım edenleri belli edecek, şübhe yok ki Allah kavîdir, azîzdir.” Hadid -57 

Ayetten anlaşılacağı üzere “demiri indirdik” denilmiş yani demir sonradan ortaya çıkmıştır bahsi geçen anlatıdaki gibi. Gerçek öyküleri bu şekilde orneklendirdikten sonra yazımızda biraz daha özele inip birçok mitolojide geçen varlığı hakkında fazlaca tartışma oluşturan ejderhaları inceleme niyetindeyiz.

6d80172605c036bddca4815ad7c8e276-d5enn12

Ejderhalar doğudan batıya hemen hemen bütün mitolojilerde geçen bir varlıktır. Kimi ülkelerin/hanedanların bayraklarında bile kendine yer bulmuştur. Türkçe evren, İngilizce dragon, Arapça tarkwn olan ejderha kelimesi Farsça oluo, yılan-kral anlamına gelmektedir.

Ejderhaların tanımlanmasında ise batı ile doğu arasında farklılıklar göze çarpmaktadır. Doğuda ejderhalar kanatsız ayaklı yılanlar şeklinde tasvir edilirken, batıda ise kanatlı biçimde tasvir edilmiştir. Öyle ki bu tasvir dile bile yansımış ve İsveççe ejderha flogdragi-uçan yılan- demektir.

Ejderhalar gerçekten hayal ürünü iseler hem doğu hem batı kültüründe nasıl yer edindiler? Bu şunu akla getirmekte; çok eski zamanlarda dünya günümüzdeki benzeri bir globalleşme mi yaşadı? Örneğin günümüzde sahte öyküye örnek teşkil edecek bir Marvel dergisi bütün dünyaya ulaşmakta. Bu dergilerdeki kahramanların gerçek olmadığını bugün rahatlıkla bilmekteyiz. Bundan iki üç bin yıl sonra bir insan bu dergilerden birine ulaşsa günümüzün yalancı öyküsü gerçek öykü muamelesi görebilir ama burada şöyle bir farklılık göze çarpmaktadır. Doğu ejderhası ile batı ejderhası arasında farklılıklar olması. Kanatlı ve kanatsız olmasından ziyade ejderhaların altın sevgisi vs. ile nefsi simgelemesi. Aslı Ibrahim(as)’a indirilen sayfalarda olan Risale-i Nur’un 8. Söz de geçen misaldeki kuyuda bir ejderhadan bahsedilmiştir. Yine bazı sahabelerin kılıçlarının üzerine ejderha figürleri işlenmiştir.

Gerçek öyküler bir kabilede gerçek kabul edilirken başka bir kabilede yalancı öykü haline gelebilir. Mitin yıkılması arkaik dönemde bile gerçekleşmiştir. Bu iki kabile arasındaki mitin yıkılması arkaik dönem insanı ile günümüz modern, materyalist insanı arasında da mevcuttur ki ilk yazıdaki tanımda mitoloji, gerçek olarak var olmayan diye tanımlanmıştır.

Yalancı öyküler, Kuzey Amerika kurdu Coyote’un örnek oluşturmaktan çok farklı nitelikteki serüven ve başarılarını dile getirmekte. Kısaca gerçek öykülerde kutsal ve doğaüstü olanla, yalancı öykülerde ise tersine din dışı bir içerikle karşılaşırız. Arkaik insanlar gerçek öyküler ile yalancı öykü arasındaki farkı sezmişlerdir. Bizde bu farkı sezme adına ejderhalar hakkında şu soruyu sorabiliriz ; ejderhalar din dışı bir içerik mi taşımakta?

Reklamlar

“MİTOLOJİ – 3” için 14 yorum

  1. Çok iyi… Yazılarınızı hep bekliyoruz. Bu gece düşünüyordum “acaba Ömer Tahir yeni yazıyı yazmış mıdır? Ama çok vakit geçmedi ikinci yazıdan sonra” diye düşünürken yeni yazının haberi ile sevindim. Tebrik ediyorum. Pawneeler demişken Tolkien (ki ejderha denilince akla gelenlerden biri) https://pawneeland.wordpress.com/ böyle bir site ve bu adamın böyle de bir kitabı var: https://www.amazon.com/Tolkien-Pawneeland-Secret-Sources-Middle-earth/dp/1494333414 iyi çalışmalar.

    Beğen

  2. ejderha demişken şu ilişkileri incelemenizi tavsiye ederim:

    Nefsten iki varlık yaratılmıştır:
    1) insan 2) ejderha
    Ejderhalardan da hayvanlar yaratılmıştır.

    Demek ki nefs ile ejderha çok alakalı. Nefs ile de açlık çok alakalı. Açlık ve nefsin terbiye edilmesi ile alakalı Rabbi ile nefsi arasında geçen konuşmayı hatırlayın. Nefs ancak açlık ile terbiye ediliyor. ve bu konu ile de ouroboros konusu ve kadim hayvanlı takvimleri bir inceleyin derim. Bakalım bir irtibat görecek misiniz…. İyi çalışmalar.

    Beğen

    1. Berk bey;
      Tavsiyelerinize uyarak incelemeye çalışacağım inşallah. Tavsiyeleriniz için çok teşekkürler.

      Beğen

  3. Çok güzel bir yazı, elinize sağlık.

    Akllıma gelmişken tefekküre katkı maksadı ile paylaşmak isterim;

    Ejderhanın etimolojisinde Türkçe evren olarak zikredildiğinden bahsedilmiş metinde. Yunus Emre; “Dünya bir evrendir, alemleri yuducu” demiş. Dünya hayatını ejderhaya benzetmiş…Yine Türk kozmoloji düşüncelerinde , ejderhanın zamanla bağlantısı zamanı yöneten gibi zikredilmiş bazı mitlerde.. bu bağlamda kahraman arketiplerinin ejderhayı yendiğinden bahisle zamanı yenenin veya zaman dışına çıkıp zamansızlık/mekansızlık sırrı ve Erenlikle bağı kurulabilir mi?

    Beğen

    1. Taha bey;
      Bahsettiğiniz bağlantı hakkında pek düşünmemiştim. Ejderha-zaman ve ejderhayı yenme bağlantısı üzerine düşünmek gerekir. Ek olarak Erenlik hakkında maalesef yeterli bilgiye sahip değilim Allah inşallah Erenlerden eyler cümlemizi.

      Beğen

  4. Benim kastettiğim ile Taha bey’in vurgusu örtüşüyor. Nefs ve hayvaniyetin hayat derecesi var. Orası zaman ile çok alakalı. Dar bir zaman ile… orayı aşmak mümkün… Hayvanlı takvim misali bu yüzden önemli. Acaba hayvanlarda zaman algılayışı nasıl? Neyse… Ejderhadan devam etmek şu an için daha önemli gibi. Hz. Musa’nın asâsının büyük bir yılan haline gelmesi (bazı mealler ejderha diyor) ve ve sihirbazların yılanlarını yutması acaba alakalımıdır? Bu konu da tefekkür edilmeli diye düşünüyorum.

    Beğen

    1. Evet Berk Bey, Taha Necmi Sungur 😊 Taha suresinde geçen kıssada aklıma başka bir husus geldi; sihirbazların asalarına sihrine karşılık hakikati temsil eden Hz.Musa’nın karşısındakilerin aynı nevi bir aracı kullanarak (Asa) mücadele etmesi.. Düşmanın oklarının ‘bizce’sini yapma meselesi gibi düşündüm bir an…

      Beğen

      1. Tabii ki… Tabii Hz. Musa (as)’ın o yılan/ejderha ile münasebeti ilk değildi. İlki dağda, Rabbimiz ile konuştuğunda, asâsını yere atma emri geldiğinde o asâ yılan olmuştu. O korkmuştu. Ona “korkma!” emri geldi. İstiklal Marşımızın ilk sözü gibi… Sonra o yılanı eline aldı ve tekrar asâ oldu. Daha sonra, artık nefsi itibariyle bir ejderha Smaug gibi heryeri dehşete veren Firavun ile karşılaşmaya gideceği zaman -tabiri caizse- antremanlıydı. Ona karşı kavl-i leyyin ile konuşabiliyordu. Yılanı/ejderhayı daha önce elinde tutmuş/dizginlemişti zaten. Nefsin ejderha haline gelmesi. Yani hayvanlıktan; onların atası olan ejderhalığa terfi etmek… Firavunlaşanların nefsi hepimizde olan hayvanlıkların (nefsani sıfatların) kendilerince ters terakki etmeleri ile ejderhalaşması ile oluyor. Belki en büyük şerlilerden biri olan deccal’e “The Beast” deniyor. https://www.google.com.tr/search?rlz=1C1AVNG_trTR722TR722&biw=1024&bih=662&tbm=isch&sa=1&ei=0JGJWtCQA8eyUaucuagJ&q=the+beast+antichrist&oq=the+beast+anti&gs_l=psy-ab.3.0.0i19k1.5639.7743.0.8778.5.4.0.1.1.0.142.496.0j4.4.0….0…1c.1.64.psy-ab..0.5.500…0j0i67k1j0i30k1.0.YmUcIUPMslE

        “Evet, ene ince bir elif, bir tel, farazî bir hat iken, mahiyeti bilinmezse, tesettür toprağı altında neşvünemâ bulur, gittikçe kalınlaşır, vücud-u insanın her tarafına yayılır. Koca bir ejderha gibi, vücud-u insanı bel’ eder. Bütün o insan, bütün letâifiyle adeta ene olur.” 30. Söz

        Bunlar ile beraber tefekkür etmek lazım.

        Beğen

        1. Yılanın ele alındığında Asa oluşu ilginç değil mi? Ene ya da nefs sıkı sıkı tutulması gereken, bırakılmaması gereken bir tabiata mı sahip?

          Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s